Evcil dostlarımız sağlıklı göründüğünde çoğu kişi “zaten bir şeyi yok” diye düşünür. Oysa gerçek tehlike, gözle görülmeyen hastalıklardır. Virüsler ve bulaşıcı enfeksiyonlar bazen bir belirti bile vermeden ilerler. İşte tam bu yüzden aşı takvimi yalnızca bir rutin değil, hayat kurtaran bir koruma zinciridir.
Aşıların temel amacı basittir: Bağışıklık sistemine hastalığı öğretmek. Böylece vücut, gerçek tehdit geldiğinde hazırlıksız yakalanmaz. Özellikle yavru döneminde bağışıklık henüz tam gelişmediği için, ilk aylar kritik kabul edilir. Zamanında yapılmayan bir aşı, geri dönüşü zor sonuçlar doğurabilir.
Kedi ve köpeklerde sık görülen bazı hastalıklar vardır ki, tedavisi zor olduğu gibi ölüm oranı da yüksektir. Gençlik hastalığı (distemper), parvovirüs, kuduz, lösemi… Bu hastalıkların ortak noktası şudur: Korunması mümkündür ama geç kalınırsa çok ağırdır. Bu yüzden aşılar “ihtimal” için değil, kesin risk için yapılır.
Bir diğer önemli nokta da aşının sadece kendi hayvanınızı değil, çevreyi de korumasıdır. Çünkü bulaşıcı hastalıklar sokakta, parkta, veteriner bekleme salonunda kolayca yayılabilir. Aşılı bir hayvan, hastalığı taşısa bile yayma ihtimali azalır. Bu durum toplumsal bağışıklık açısından da önemlidir.
Aşı takvimi denince insanların aklına bazen “çok mu yapılıyor?” sorusu gelir. Aslında mesele sayı değil, doğru planlamadır. Veteriner hekimler yaşa, yaşam koşullarına ve risk faktörlerine göre program oluşturur. Ev kedisiyle dışarı çıkan bir kedinin ihtiyaçları aynı değildir. Her hayvanın takvimi kişiseldir.
Aşı sonrası halsizlik gibi küçük etkiler görülebilir, bu genellikle normaldir. Ancak aşı yapılmadığında karşılaşılabilecek tabloyla kıyaslandığında bu etkiler çok hafif kalır. Çünkü aşı, hastalığın kendisi değil; hastalığa karşı hazırlanmanın en güvenli yoludur.
Sonuçta şunu unutmamak gerekir: Aşı takvimi bir formalite değil, sevginin en somut halidir. Bugün yapılan küçük bir iğne, yarın yaşanabilecek büyük bir kaybın önüne geçebilir. Koruma her zaman tedaviden daha değerlidir.