Karakarga Yayınları’ndan çıkan “İnsanını Nasıl Eğitirsin?”, klasik bir kedi kitabı değil. Bu kez anlatıcı insan değil; kedinin ta kendisi. Kitap, kedilerle insanlar arasındaki ilişkiyi tersine çevirerek okuru hem güldürüyor hem de düşündürüyor. Anlatıcıya göre dünya, “primatların istila ettiği bir gezegen” ve insan, eğitilmeye açık ama dikkatli yaklaşılması gereken bir tür.
Babas lakaplı Barbra, kedilere iyi bakan insanların kedi dünyasında hızla “ün kazandığını” söylüyor. Ona göre kediler insanları kategorize edebiliyor: Beceriksiz ama hevesli olanlar, sevgi potansiyeli yüksek ama çekingenler ve gerçekten işi bilen uzmanlar… Üstelik bu bilgiyi kendi aralarında paylaştıklarını iddia ediyor. Yani iyi bir “kedi insanı” olmak, sanılandan daha görünür bir başarı.
Kitapta en dikkat çeken noktalardan biri, “insanı eğitme” kavramı. Babas’a göre bir kedi sizi seçtiğinde, içinizde gizli kalmış bir sevgi bölümü aktive oluyor. Dönüşüm böyle başlıyor. İnsan, sabırla ve düzenli mama hizmetiyle, sevgi dolu ve sadık bir yoldaşa dönüşebiliyor. Ancak burada asıl eğitilen tarafın kim olduğu tartışmalı.
Kedilerin güven mekanizması da kitapta önemli bir yer tutuyor. Kediler, bir eve girmeden önce uzun süre gözlem yapabiliyor. İdeal insan; yumuşak hareket eden, yüksek sesle konuşmayan, iyi mama veren ve patilere basmayan biri olarak tarif ediliyor. Güven, bir anda değil; istikrarlı davranışla inşa ediliyor.
Barbra’nın dikkat çektiği bir diğer kavram ise “Şeykoli”. Kedilerin, insanların eşyalara ve ekranlara olan bağımlılığına verdiği isim bu. Ona göre insanlar nesnelere gereğinden fazla anlam yüklüyor, saatlerini ekranlara bakarak geçiriyor ve gerçek temasın değerini unutuyor. Kediler ise daha sade bir varoluş biçimiyle, tatmin ve huzuru minimalizmde buluyor.
Kitap aynı zamanda insanın zekâ anlayışını da sorguluyor. Zekâyı yalnızca teknolojik üretim ya da problem çözme üzerinden tanımlamanın eksik olduğunu savunan Babas, insanların sorun yaratma kapasitesinin çoğu zaman çözme kapasitesinden daha yüksek olduğuna dikkat çekiyor. Kedilere göre bilgelik, karmaşıklık üretmek değil; sadeleşebilmek.
Ev içi iktidar meselesi ise kitabın en eğlenceli ama en çarpıcı bölümlerinden biri. Kedili bir evde güç dengesi büyük ölçüde bir yanılsama. Kapalı kapılar, yasak alanlar ve kontrol çabası çoğu zaman kedinin stratejik sabrına yeniliyor. Barbra’ya göre kontrol arzusu ile kaygı arasında güçlü bir bağ var ve kediler bu kaygıyı sessizce ifşa ediyor.
Son olarak kitap, hayvan haklarına dair güçlü bir duruş sergiliyor. İnsanların diğer canlılarla olan ilişkisini yalnızca sahiplik ya da kontrol üzerinden kurmasının yanlış olduğunu vurguluyor. “Biz de hayvanız” hatırlatmasıyla, insanın doğadaki yerini yeniden düşünmeye davet ediyor.
“İnsanını Nasıl Eğitirsin?”, mizahın arkasına saklanmış ciddi sorular soruyor: Evde gerçekten kim kimi eğitiyor? Güç kimde? Ve belki de en önemlisi, kediler bizden daha mı bilge?