Bir kentin vicdanı, çoğu zaman sokaklarında sessizce yaşayan sahipsiz hayvanlara nasıl davrandığıyla anlaşılır. Şehirlerin modernleşmesi, büyümesi, ışıkları ve kalabalığı kadar; arka sokaklarında, park köşelerinde, kaldırımların kenarında yaşam mücadelesi veren canlar da o kentin gerçek aynasıdır. Çünkü sahipsiz hayvanlar bir sorun değil, toplumun ortak sorumluluğudur. Onlara bakışımız, aslında insanlığımızın nerede durduğunu gösterir.

Bugün Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde sokak hayvanları konusu sadece bir “belediye meselesi” olarak görülüyor. Oysa mesele bundan çok daha derindir. Bir kentin sokaklarında yaşayan hayvanlar, o kentin kültürünü, merhametini ve sosyal bilincini temsil eder. Onları yok saymak, görmezden gelmek ya da yalnızca şikâyet başlıkları altında konuşmak; çözüm üretmek yerine vicdanı susturmak anlamına gelir.

Sahipsiz hayvanların varlığı, çoğu zaman insanların yarattığı bir sonuçtur. Terk edilen evcil hayvanlar, kontrolsüz üretim, bilinçsiz sahiplenmeler ve plansız şehirleşme bu tablonun temel nedenleri arasındadır. Yani sokakta yaşayan her can, aslında toplumun geçmişte yaptığı hataların sessiz bir yansımasıdır. Bu yüzden çözüm ararken suçlayıcı değil, sorumluluk alan bir yaklaşım gerekir.

Bir şehirde barınakların durumu, kısırlaştırma politikaları, yerel yönetimlerin şeffaflığı ve halkın duyarlılığı; sahipsiz hayvanların yaşam kalitesini doğrudan etkiler. Koruma, rehabilitasyon ve sahiplendirme gibi adımlar yalnızca prosedür değil, aynı zamanda etik bir duruştur. Çünkü bir canın yaşam hakkı, bulunduğu yerin konforuna göre değişemez.

Toplum olarak en büyük sınavımız, güçsüz olana nasıl davrandığımızdır. Sahipsiz hayvanlar konuşamaz, kendini savunamaz, hakkını arayamaz. Ama biz insanlar onların sesi olabiliriz. Bir kap su koymak, bir mama desteği vermek, bir yaralı hayvanı veterinere ulaştırmak ya da sadece görmezden gelmemek bile vicdanın küçük ama değerli bir göstergesidir.

Bir kentin vicdanı, yalnızca yasalarla değil, sokakta kurulan merhametle ölçülür. Sahipsiz hayvanlarla birlikte yaşamak mümkündür; yeter ki çözüm odaklı, bilimsel ve insani politikalar üretilebilsin. Unutmayalım: Bugün sokakta yaşayan bir cana uzatılan el, aslında yarının daha adil ve daha huzurlu bir toplumuna atılmış adımdır.

Şehirler betonla değil, vicdanla güzelleşir. Ve bir kentin gerçek medeniyeti, en sessiz yaşayanlarına nasıl sahip çıktığıyla anlaşılır.